İLK KUŞAK

          2.BÖLÜM

İlk yıllarda Türkiyeli toplumun bir birikimi yoktu ne yazık ki… Tabi ki geniş anlam da dil sorunu da çözülmemişti.  O zamanlar da genelde Kuzey Londrada Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum toplumlarının sahip olduğu ve çalıştırdığı irili ufaklı tekstil fabrikaları vardı. 1980 ortası ve de sonlarında İngiltere’ye yeni yerleşen bireyler ya da bütün aile fertleri böyle tekstil fabriklarında çalışırlardı.  Bu fabrika sahipleri 1960 yıllarında başlayan Kıbrıs sorunları yüzünden adayı terk edip buraya yerleşen kişilerdi.

O zamanlar daha çocuktum annem ve babam beraber aynı böyle benzeri bir fabrikada çalışıyorlardı.  Bir gün ‘Kara sakal’ kelimesini duydum.  Kuzey Kıbrıs Türklerinin biz yani Türkiyelilere taktığı bir lakap.  O zaman duyduğuma göre Kıbrıs çıkarmasında kullanılan bir parola olarak öğrendim.  Ne kadar doğru bilmiyorum ama kara sakal diye lakap takılmamız gerçekten rahatsız ediciydi.  Ve o zaman gerçekten yabancı bir ülkede yaşadığımı hissettim çünkü kendi dilini konuşan başka bir toplum üyeleri tarafından dışlanırmış gibi lakap takılmamız üzücüydü.

Lakin Halkevimize gelen herkese kucak açmaya hazır bir halktık. Elimizden geldikçe toplumsal etkinliklere katılıyorduk.  Hiç aklımdan çıkmayanların arasında olan ise toplumsal olarak 1 Mayıs yürüyüşlerine katılmaktı.  Malum o zamanlar Türkiye’de 1 Mayıs yürüyüşleri yasaktı.  Bunun dışında Che Guevara resimlerini bulundurmak büyük bir suçtu.  O yıllarda 1 Mayıs yürüyüşlerimiz tam bir bayram havası ile yapılıyordu. Stoke Newington ve çevre bölgelerde bulunan digger İngiliz ve başka yabancı toplum örgütlerinin de katıldığı insan potporisinin oluştuğu güzel bir ortam oluşuyordu.

Kendi ülkelerinde tadamadıkları özgürlüklerini bu şekilde yaşıyordu insanlar.  Polis koruması altında Kuzey Londra’nın sokaklarının içinde ‘Yaşasın 1 Mayıs’ demek ayrı bir mutluluk veriyordu insana.

O zamanlar şu anda olduğu gibi cıvıl cıvıl değildi Londra.  Evet ucuzdu ama sessiz ve sakindi. Mesela pazar günleri bütün alışveriş merkezleri dahil olmak üzere kapalıydı her yer. Şanslıysanız sokağınızın köşesinde Hindistanlılara ait bir bakkal dükkanı varsa öğlen saat 12.30 a kadar açık olabiliyordu.

Bu durum 1990 yıllarının başlarına kadar sürdü, ta ki birkaç sene önce Türkiye’nin Doğu ve de Güney Doğu kesiminden kaçıp gelen toplum üyelerinin birikim yapıp 24 saat açık olan market dükkanlarını açana kadar. Bu konuda gerçekten şakam yok 24 saat ve de pazar günleri de bir iş yerinin açık olup kazanç sağladığını gören büyük şirketler ve mağazalarda eski kurallarını kaldırıp pazar günleri de açmaya başladı.

Az da olsa toplumumuz sadece Londra bile olsa çevresine etki yapmaya başlamıştı.  Tabi ki halen o zamanlar küçük bir toplumduk ama güvende olduğumuzu biliyorduk bu yüzden mutluyduk.

Seneler önce istemesekte ülkemizi ister siyasi ister ekonomik sebeblerden dolayı terk etmek zorunda kaldık ama bir parçamız halen orada kaldı. Belki bir gün dönmeyi planlamadık ama gene de unutmadık geride kalanları.