Anasayfa / İngiltere / Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra’da konuşuldu

Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra’da konuşuldu

Halil Karaveli, Sol Kitap Klübü (Left Book Club) ile Pluto Yayıncılık’tan çıkan yeni kitabı Türkiye Neden Otoriter? (Why Turkey Is Authorian?)’in yazılış sürecini anlatmak üzere CEFTUS ev sahipliğinde Londra’daydı. 

Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra'da konuşuldu

Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra’da konuşuldu

Konuşmanın sunuculuğunu üstlenen Gamon McLellan, Karaveli’nin kitabının Osmanlı İmparatorluğu’nu 1918’de 1. Cihan Harbi’nden çıkaran Mondros Ateşkes Anlaşması’nın 100. yılına denk geldiğini belirterek, kitabın geçen yüzyılı değerlendirdiğini ifade etti. McLellan, Karaveli’nin Türk devlet geleneğinin tarihi geçmişi, laiklik, Kürt meselesi ve Türkiye’nin Orta Doğu politikaları üzerinde tanınmış ve saygı duyulan bir yazar olduğunu da ifade etti.

Karaveli konuşmasına babasının 1950lerde Sol Kitap Klübü’nden çeviriler yaptığını ve bu kitapların 60’lı yıllarda Türkiye’deki sosyal demokrasi hareketlerini etkilediğini ifade etti. Yazar, kitabının, klübün diğer kitapları gibi Türkiye ve Avrupa’da sol politikaların gelişmesine katkı sağlamayı amaçladığını da sözlerine ekledi. Türkiye’nin otoriter olmasının komşu ülkeler ve hatta Avrupa’yı da etkilediğini, bu yüzden Türkiye’yi Avrupa’nın da umursaması gerektiğinin altını çizdikten sonra solun popülist sağ karşısında Türkiye ve Avrupa’da kazanan olmadığını belirtti. Yakın tarihe atıfta bulunarak sosyal demokrasi olmadan demokrasinin başarılı olamayacağını ve Avrupa’da sosyal demokrasinin güçlü işçi hareketleriyle kendini kabul ettirirken, Türkiye’de sağ baskısı altında ezildiğini belirtti. Bu güç dengesizliğinden yola çıkarak, solun başarısızlığının halka inememekten kaynaklandığını da sözlerine ekledi. Nitekim, son seçimlerde %70-80 oranında işçinin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne

Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra'da konuşuldu

Türkiye Neden Otoriter? kitabı Londra’da konuşuldu

oy vermesinin bunu desteklediğini düşünmekte.

Karaveli’ye göre, Türkiye’de iktidarlar kendi burjuvalarını oluşturmaya çalıştılar. Kemalistler, millî bir burjuva yaratmak isterken ortaya çıkan radikalizmin burjuva için kullanışlı olmadığı anlaşıldı. Oysa yetmiş yıl sonra, Erdoğan burjuva ve dini muhafazakârlığın bir sentezi olarak iktidara geldi ve hakim burjuva bunu sevmişti. Neoliberal ekonomik politikalar ile sosyal ve dinî muhafazakârlık iktidarı elde etmek için başarılı araçlar olmuşlardı. Böylece, yazar, Türkiye’de 1970’ler hariç hep sağ iktidarların olmasını açıklarken, Avrupa’da da bugün paralel bir gidişat gözlemenin mümkün olduğuna dikkat çekti. Bu sebepten ötürü, Karaveli Türkiye’nin Avrupa için solun başarısızlığı sonucunda neler olabileceğine dair bir örnek olduğunu da düşünüyor.

Kitabın esas amacının yakın Türk tarihini Marksist bakış açısıyla yeniden ele almak olduğunu ifade eden Karaveli,

Halil Karaveli

Halil Karaveli

bunu laik-İslamcı çatışmalarından istifade ederek açıklamaya çalıştığını da vurguladı. Ayrıca, Türkiye’deki toplumsal çatışmanın etnik kimliklerden ziyade ekonomik sınıflar arasında olduğunu iddia etmekte.

Karaveli, laik cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile İslamcıların lideri Erdoğan’ın burjuva adına

ölümlere göz yummakla itham ediyor: 1920’lerdeki Komünist Partililerin ve Sabahattin Ali’nin öldürülmesi ile AKP

iktidarında hayatını kaybeden işçilerin davalarının bastırılmasını buna örnek gösteriyor. Yazar, eski başbakanlardan Bülent Ecevit’i ise sıradışı olmasıyla bu mukayeseye dahil ediyor. Solun başarısızlığının sebeplerini Ecevit’in genç yaşta fark ettiğini ve cehaleti değil, halkı gerici olarak nitelendiren elit ve aydınları sebep olarak gördüğünü söylüyor. Ecevit’in bu tepeden bakan retoriğin farkında olan bir politikacı olması sebebiyle Konya gibi pek muhafazakâr bir seçim bölgesinde %70’in üzerinde oy alarak, dindar bireylerin de sosyal demokrasi için oy kullanabileceğini kanıtlamış olduğunu düşünüyor.

Ecevit’in bu çıkışının devam etmemesinin sebebi olarak ise sermayeye sahip burjuvayı, sağ-sol çatışmalarının artması ve Amerika’nın baskısı olarak gören Karaveli, bu sebeplerden ötürü Türkiye’nin Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in geçirdiği değişim yerine Şili’deki gibi askerî darbeyle gelen bir neoliberalizme yöneldiğinin altını çizdi.

Son olarak yazar, Türkiye’de ve Avrupa’da solun işçi sınıfından uzaklaştığını ve bu ikisi için en iyi seçeneğin solun feminizm, çevre, ırkçılık gibi tüm çatışmaları bir araya getirebilmesi olacağını belirterek, Türkiye’de solun trajik sonunun Avrupa’da da meydana gelebileceğini ifade etti.